|
Yaşar ASLAN S.M. Mali Müşavir İstanbul Bilirkişiler Derneği Başkanı
1- Resmi Bilirkişilikte Kalite ve Standart (*)
Özel bilirkişilikte kalite ve standart konusuna geçmeden önce, Cumhuriyet Savcılıkları veya mahkemelerin görevlendirmesi ile yapılan resmi bilirkişilik uygulamasında kalite ve standart olup olmadığını incelemek gerekmektedir. Zira, bilirkişilerin bazı davalarda vermiş oldukları raporlar yazılı ve görsel medyada eleştiri konusu yapılmakta, kamuoyunda da bilirkişiler ve bilirkişilik kurumu hakkında yanlış ve yıpratıcı intibaların oluşmasına sebep olmaktadır. Bu durum, söz konusu raporlar esas alınarak verilen mahkeme kararlarını tartışılır hale getirmekte, toplumun adalet sistemine olan güvenini de zedelemektedir.
1929 tarihli 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile 1927 tarihli 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda “Belli hususlar hakkında rey ve mütalâalarını beyan ile kanun tarafından görevlendirilmiş resmî bilirkişi varsa, hususî sebepler olmadıkça başkası tayin edilemez.” hükmü dışında bilirkişinin nitelikleri hakkında herhangi bir tanımlama bulunmamaktadır. Her iki kanunda da; malûmatına müracaat edilecek hususu bilmeksizin sanatını icra etmesi mümkün olmayan ve alenen sanatını icra eden kimselerin o husus hakkında bilirkişiliği kabule mecbur oldukları hüküm altına alınmış olup, bilirkişilik yapabilmek için bir sanatın icra edilmesi yeterli görülmüştür.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 64. maddesi ile bilirkişilerin, il adli yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenen bir listede yer alan, gerçek veya tüzel kişiler arasından seçileceği hüküm altına alınmış olup, söz konusu kanuna istinaden Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan 01.06.2005 tarihli Ceza Muhakemesi Kanununa Göre İl Adli Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik ile adli yargı kurumlarında görevlendirilecek bilirkişilere ilişkin bazı kıstaslar getirilmiştir. Yönetmeliğin 6. maddesinde, bilirkişi listesine kabul şartları belirtilmiş olup, bunlar kısaca;
1) Gerçek kişiler için; a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması, b) Başvuru tarihinde 25 yaşından küçük olmaması, c) Bilirkişilik yapacağı alanda en az üç yıllık meslekî deneyime sahip olması, d) Affa uğramış ya da ertelenmiş olsalar bile devlete karşı işlenen suçlar ile basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflâs gibi bir suçtan veya kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, gerçeğe aykırı bilirkişilik yapma, yalan tanıklık suçlarından biriyle hükümlü bulunmaması, e) Disiplin yönünden meslekten ya da memuriyetten çıkarılmamış veya sanat icrasından geçici olarak yasaklanmamış olması, f) Komisyonun bağlı bulunduğu il çevresinde oturması veya meslekî faaliyeti icra etmesi, g) Başka bir komisyonun listesinde kayıtlı olmaması,
2) Tüzel kişiler için; a) Hâlen faaliyetine devam ediyor olması, b) Listeye kabul edilen tüzel kişiler adına incelemeyi yapacak olan gerçek kişi ya da kişilerin de listeye kabul şartlarını taşımaları gerekir. Şeklindedir.
04.02.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 268.maddesinde de 5271 sayılı CMK’nun 64. maddesinde paralel bir düzenleme yapılarak, bilirkişilerin, yargı çevresinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi adli yargı adalet komisyonları tarafından, her yıl düzenlenecek olan listelerde yer alan kişiler arasından görevlendirileceği hüküm altına alınmıştır. Bu kanunda da “kanunların görüş bildirmekle yükümlü kıldığı kişi ve kuruluşlara bilirkişi olarak öncelikle başvurulacağı” hükmü korunmuştur. 268.maddenin 3.fıkrasında ” Bilirkişi listelerinin düzenlenmesine, güncellenmesine ve listede kendisine yer verilmiş olanların liste dışına çıkartılmasına ilişkin esas ve usuller, ilgili bakanlıkların da görüşü alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığı’nca hazırlanacak olan yönetmelikte gösterilir.” hükmü yer almakta olup, yönetmelik bugüne kadar yayınlanmadığından, hazırlanacak yönetmelikte CMK’daki bilirkişi listelerinin düzenlenmesi hakkındaki yönetmelikten farklı kıstasların yer alıp almayacağı bilinmemektedir.
2- Özel Bilirkişilik Kavramı
Özel bilirkişilik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 67/6.maddesindeki “uzman mütalaası” kavramı ile hukuki dayanağını bulmakta iken, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda bu yönde bir düzenleme yer almamaktadır. 04.02.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 293.maddesinde özel bilirkişilik “uzman görüşü” kavramı ile yerini almıştır.
6100 sayılı Kanun’un 293. Maddesinde; (1) Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez. (2) Hâkim, talep üzerine veya resen, kendisinden rapor alınan uzman kişinin davet edilerek dinlenilmesine karar verebilir. Uzman kişinin çağrıldığı duruşmada hâkim ve taraflar gerekli soruları sorabilir. (3) Uzman kişi çağrıldığı duruşmaya geçerli bir özrü olmadan gelmezse, hazırlamış olduğu rapor mahkemece değerlendirmeye tabi tutulmaz. Hükümleri yer almaktadır.
3- Özel Bilirkişilikte Kalite ve Standart
Kalite; Bir ürün veya hizmetin belirlenen veya olabilecek ihtiyaçları karşılama kabiliyeti olarak tanımlanabilir. Ünlü Japon yönetim bilimi uzmanı Masaaki Imai’ye göre “Toplam kalite kontrolde, insan kalitesi her şeyden önce gelir. Toplam kalite kontrol ‘insana kaliteyi işlemek’ üzerine kuruludur. Çalışanlarına kaliteyi işleyebilen bir kurum kaliteli üretim yolunu zaten yarılamış demektir.”
Standart ise; Birşeyler yapmak için üzerinde anlaşılmış ve tekrarlanabilir yoldur. Standart, teknik özellikler içeren ya da kesin kriterler ile tasarlanmış tutarlı kurallar veya tanımlamalar içeren basılı bir dökümandır. Standartlar mal veya hizmetin etkinliğini ve güvenilirliğini artırmak ve hayatı kolaylaştırmak için hazırlanır. Genel uygulamaları değil, üzerinde anlaşılmış en iyi uygulamaları tarif ederler. Standart bir mal ve hizmetin kalitesinin ölçüm kıstasıdır. Belirlenen standardı yakalamış olan mal ve hizmet kaliteli olarak kabul edilir.
Önceki bölümlerde izah edilmeye çalışıldığı üzere; mahkemelerce görevlendirilecek bilirkişilerin nitelikleri Ceza Muhakemesi açısından 1929 yılından 2005 yılına kadar belli bir standarda kavuşturulamamış, 2005 yılında yayımlanan bir yönetmelik ile yüzeysel de olsa adli yargıda görevlendirilecek bilirkişiler için bazı kıstaslar getirilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri açısından, görevlendirilecek bilirkişilerin niteliklerine ilişkin 1927 yılından 2011 yılına kadar bir düzenleme yapılmamıştır. 6100 sayılı yasanın 268.maddesi gereğince Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak olan yönetmelik ile bazı düzenlemelerin yapılması beklenmektedir.
İlgili makamların görevlendirmesi ile yapılan resmi bilirkişilikte henüz standartlar belirlenmemiş iken, özel bilirkişilikte uyulması gereken standartların oluşturulması ve uygulanması çok zor görünmektedir. CMK’nun 64.maddesi ve HMK’nun 268.maddesi hükümlerine göre Adalet Bakanlığı’nın bilirkişi listelerinin düzenlenmesi hakkında yönetmelik çıkarma yetkisi bulunmakta, bu yönetmelik ile listeye alınacak bilirkişiler için standartları belirleme yetkisi bulunmaktadır. 2005 yılında CMK hükümlerine göre çıkarılan yönetmelik, bilirkişi listelerinin düzenlenmesinden öteye gidememiştir.
Bilirkişilik çok kapsamlı bir konu olup, mahkemelerde her meslekten bilirkişiye ihtiyaç duyulmaktadır. İstanbul Adli Yargı Adalet Komisyonu’nun 2011 yılına ilişkin bilirkişi listesi incelendiğinde 58 değişik uzmanlık dalındaki bilirkişilerin listede yer aldıkları görülmektedir. Bilirkişilikte standartlar oluşturulurken 58 değişik uzmanlık alanı için standart tanımlarının ayrı ayrı yapılması gerekmektedir. Adalet Bakanlığı tarafından 2005 yılında çıkarılan yönetmelikte herhangi bir standart belirlenmemiş olması büyük bir eksikliktir. Bu eksikliğin 6100 sayılı kanunun 268.maddesine göre hazırlanacak olan yönetmelikte göz önünde bulundurulması, oluşturulacak bilirkişi listesinde yer alması düşünülen her bir uzmanlık alanı ile ilgili standartların belirlenmesi gerektiği düşüncesindeyim. Aksi takdirde yeni çıkarılacak olan yönetmelik de yüzeysel bir iki kriterle bilirkişi listelerinin hazırlanmasından başka bir işe yaramayacaktır.
Özel bilirkişilikte standardı kimin belirleyeceği hususu belirsizdir. Zira özel bilirkişi CMK ve HMK’daki tabiri ile kendisinden görüş alınan “Uzman” kişi olup, bu kişinin uzman olup olmadığına kim karar verecektir? Bir kişinin herhangi bir konuda uzman olup olmadığı, o kişinin sahip olduğu diploma, sertifika, ustalık veya kalfalık belgesi gibi belgeler ile tevsik edilebileceği gibi o mesleği fiilen icra edip etmediği hususu da bağlı bulunduğu odalar, dernekler ve vergi dairelerinden alacakları belgeler ile tevsik edilebilecektir.
Bir mesleğe ilişkin standartlar ya devletin ilgili kurumları tarafından, ya da o mesleğin temsilcisi olan odalar veya birlikler tarafından oluşturulmaktadır. Geçmiş yıllarda Adalet Bakanlığı’na Bilirkişiler ve Hakemler Odası kurulması yönünde yapılan başvuru, bilirkişilik ve hakemliğin bir meslek olmadığı gerekçesi ile reddedilmiştir. Bu sebeple bilirkişilerin bir meslek odası kurması ve kurulacak odanın mesleki standartları belirlemesi gibi bir seçenek ortadan kalkmıştır.
Diğer bir seçenek de bilirkişilerin “Bilirkişiler Derneği” olarak bir çatı altında toplanması ve bilirkişiliğe ilişkin standartların bu dernek tarafından oluşturulmasıdır. Standartların oluşturulmasından sonra, bilirkişilerin TS EN ISO/IEC 17024 standardı kapsamında akredite edilmesini sağlamak olacaktır. Bu durumda akredite olmak isteyen her meslekten kişiler 80 saatlik bir eğitim aldıktan sonra sınava tabi tutulacak, başarılı olanlar katılmış oldukları sertifikasyon dalında akredite personel olacaklardır. Sonraki aşamada, bu kişilerin uzmanlıklarının uluslararası ISO-17024 belgesi ile tescilli olduğu, akredite olmuş bilirkişilerden uzman görüşü alınması, derneğin yapacağı tanıtım ile kamuoyuna anlatılmalı, aynı zamanda il adli yargı adalet komisyonları ile bölge adliye mahkemesi adli yargı adalet komisyonları nezdinde girişimlerde bulunmak sureti ile akredite bilirkişilerin öncelikle listelere alınması sağlanmalıdır. Burada resmi bilirkişilik ile özel bilirkişiliğe ilişkin hususların birbirine karıştığının farkındayım ama özel bilirkişilik yapan arkadaşlarımızın birçoğunun aynı zamanda mahkemelerin görevlendirmesi ile resmi bilirkişilik yaptıklarını da biliyorum. Bu sebeple oluşturulacak olan standartların resmi özel bilirkişi ayrımı yapmadan, tüm bilirkişiler için oluşturulması gerekmektedir. Bilirkişi gerekli eğitimi alıp, akredite olduktan sonra isterse özel bilirkişilik yapar, isterse resmi bilirkişilik yapar, her ikisini aynı anda yapılmasında da yasal olarak bir engel bulunmamaktadır.
Bilirkişilikle ilgili oluşturulacak standartlar, kişinin uzmanlığını test etmeye yönelik standartlar değildir. Bir Mimar veya Mühendis ilgili okulunu bitirmiş ve ilgili meslek odasına kayıt olmuş ise artık o kişinin mimarlık veya mühendislik konusunda uzman olup olmadığının test edilmesine gerek yoktur. Bir üniversitede öğretim üyesi olarak görev yapan kişinin uzmanlığı zaten tescillidir. Bilirkişilik standartlarının oluşturulmasındaki amaç; bilirkişilik sürecinde yapılan incelemeler ile düzenlenecek olan raporlarda uygulama birlikteliğinin sağlanmasına yönelik olacaktır. Başka bir ifade ile vak’a hangi uzmana giderse gitsin uygulanacak yöntem aynı olacak ve her incelemede aynı sonuca ulaşılabilecektir. Dosyasıyla standartlar doğrultusunda yapılan inceleme sonucu düzenlenecek raporlar da denetime elverişli olacaktır. Bir diğer husus da rapor formatı konusundadır. Her uzman raporunu kendine göre oluşturmakta, hiçbir uzmanın raporu başka bir uzmanın raporuna benzememektedir. Bu husus da raporların mukayesesini zorlaştırmaktadır. Raporlama standartları ile her meslekten uzmanların düzenleyecekleri raporlar aynı formatta olacak, inceleme yöntemleri ve izlenen yol aynı şekilde belirtilecek, bu şekilde raporun sunulduğu makamlar da hangi bilginin raporun neresinde olduğunu kolaylıkla bulabileceklerdir.
Yukarıda izah edilen hususlar doğrultusunda; özel ve resmi bilirkişilikte kalitenin sağlanabilmesi için, öncelikle bilirkişilik standartlarının oluşturulması ve bilirkişilerin ISO-17024 standardına göre akreditasyona tabi tutulması gerekmektedir. Standartlar kalitenin ölçülmesini sağlayacak, ölçülebilen şeylerin denetlenmesi ve düzeltilmesi kolay olacaktır.
(*) Bu makale 28-30 Nisan 2011 tarihlerinde Trabzon'da yapılan IX.Adli Bilimler Sempozyumu'nda Yaşar ASLAN tarafından panel sunumu olarak kaleme alınmış olup, telif hakkı SMMM Yaşar ASLAN 'a aittir. İzinsiz olarak kullanılması, dağıtılması ve kopyalanması yasaktır. |